Ultraviyole (UV) Işınlar

 Ultraviyole (UV) Işınlar

Güneş yaşamsal faaliyetlerin devamı için elzemdir. Fotosentezdeki rolü, D vitamini sentezi, gezegenimize ısı vermesinin yanı sıra göz ve deri hastalıklarına neden olmaktadır. Dünya Sağlık Örgütü tahminlerine göre her yıl dünyada deri kanseri sebebi ile 60.000 ölüm meydana gelmektedir. Deri kanserlerinin 90%’ı güneşten gelen UV ışınları sebebi ile gelişir, kalan %10’u ise radyasyon, HPV, kronik deri ülserleri, yanık skarları, kimyasallar vb. nedenlidir. Deri kanseri genellikle baş, boyun ve eller gibi vücudun güneş ışınlarına en çok maruz kalan kısımlarında görülür. Çocukluk çağlarındaki ,özellikle yaşamın ilk 10 yılında, aşırı güneş maruziyeti deri kanseri gelişiminde en önemli risk faktörlerinden birisidir.

Elektromanyetik dalgalar, dalga boyuna ve enerjilerine göre geniş spektruma sahiptir. Morötesi yani Ultraviyole (UV) dalgaları görünür ışıktan daha kısa dalga boyuna sahiptir ve insan gözü bu dalga boyunu göremez. Ultraviyole ışınları da kendi arasında farklı dalga boylarına sahip gruplardan oluşur. Bu sınıflandırma : yakın UV (315-400 nm), orta UV (280-315 nm) ve vakum UV’si (100-280 nm) olarak da uygulanabilmektedir . 315-400 nm arası dalga boyuna sahip UV ışını UV-A şeklinde adlandırılır. Dalga boyu en yüksek dolayısıyla enerjisi en az UV ışınıdır. Güneşten gelen UV-A ışınları atmosferden tutulmaz ve camdan geçebilir. İç deriye (dermis)  kadar etki edebilir bununla birlikte ciltte kırışıklıklara ve kansere sebep olabilir.  280-315 nm arası dalga

boyuna sahip UV ışını UV-B şeklinde adlandırılır. Ozon tabakası ve bulutlar tarafından absorbe edilir. UV-B ışınları da deri kanserine sebep olabilir. İlerleyen yaşlarda göz sorunlarına ve katarakta sebep olabilmektedir. Öte yandan insan vücudunda bulunan D vitamininin yaklaşık % 90’ı güneşten gelen ultraviole (morötesi) ışınlardan UV-B’nin etkisi ile oluşur. UV-A ise tam tersine D vitamini sentezini azaltır.

 

 

UV-B, UV ışınlarının yaklaşık %5’ini oluşturur ve güneş yanığına sebep olan ışınlardır. Aynı zamanda uzun sürreli bronzluğu sağlar. UV-A ise UV ışınlarının yaklaşık %5’ini oluşturur. UV-B ışınlarından yaklaşık 1000 kat daha az yanık oluşturma riski taşır. UV ışınları ozon tabakası ve bulutlarda etkisini azaltsa da %50 ‘si yeryüzüne ulaşabilir ve %20’si giysilerden geçebilir. UV ışınlarının olumsuz etkisinden korunmak için güneş koruyucuları ve giysileri tercih edebiliriz. Bir güneş koruyucunun etkinliği ürünün SPF değerine dayanır. SPF değeri güneşe maruz kalma sonrasında kızarıklığın görülmeye başlama süresini kaç kat uzattığıyla ilgilidir. SPF değerinin artışı koruyuculuğuyla doğru orantılıdır. Kullandığımız güneş koruyucularını etkilerine göre ikiye ayırabiliriz. Fiziksel etkiye sahip güneş koruyucuları hem UV-A hem de UV-B üzerinde etkilidir. Deri üzerinde koruyucu bariyer oluşturarak koruma sağlarlar çoğu zaman bu beyaz bariyer gözle görülebilir. Kimyasal etkiye sahip güneş koruyucuları her iki ışın türünü de absorblayarak koruma sağlar.

Peki güneş ışığından nasıl yararlanabiliriz?

  • Cilt tipimize uygun SPF seçimi yapmalıyız. Her gün doğru koruma faktörlü güneş koruyucusu kullanmalıyız. Güneş koruyucuları kişinin cildine uygun seçilmesi gerektiği gibi yaşına, sahip olduğu hastalıklara göre de seçilmelidir.
  • Güneş ışınlarının maksimum seviyede etkili olduğu saatlerde, özellikle 12-15 saatlerinde, güneş altında durulmamalıdır. Güneşe çıkmadan 20 dakika önce güneş gören bölgelere uygun miktarda koruyucu sürülmelidir ve birkaç saatte yenilenmelidir.

Kaynakça:

 

 

Rümeysa Sezdirmez

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir