Sodyum Amital: Gerçeğe Ulaşabilir Miyiz?

 Sodyum Amital: Gerçeğe Ulaşabilir Miyiz?

Filmlerde, kitaplarda sıklıkla bahsedilen doğruluk serumuna ne kadar yakınız? İçgüdülerimizden, poligraftan kurtulmayı başaran yalanları bir serumla yakalamak mümkün mü?

Sodyum amital, diğer adıyla amobarbital (5-etil-5-izoamilbarbitürik asit) hipnotik özellikte, kokusuz ve acımtırak tada sahip tozdur. Orta etkili olarak sınıflandırılsa da uzun süreli kullanımlarda bağımlılık gözlemlenmiştir. Doz aşımı kafa karışıklığına, uyuşukluğa, karar almada güçlüğe sebep olabilir. Dahası ölümle sonuçlanabilir. İlk sentezi 1923’te Almanya’da gerçekleştirilse de markalaştırılıp ilaç olarak piyasaya çıkması 1970’leri bulmuştur. Hipnotik özelliği kötüye kullanılmış mavi kapsülünün de etkisiyle sokaklarda “Heavenly Blues” olarak anılmıştır ve üretimi 1980’lerde durdurulmuştur.

Sodyum amital, tüm barbitüratlar (sedatif, hipnotik ve genel anestezik olarak kullanılırlar) gibi, malonik asit türevlerinin üre türevleri ile reaksiyona sokulmasıyla sentezlenir. Özellikle amobarbital yapmak için a-etil-a-izoamilmalonik ester, üre ile (sodyum etoksit varlığında) reaksiyona sokulur.

Avustralya’da William Bleckwenn, 1943.

İlaç ilk defa Dr. William Bleckwenn tarafından Winsconsin Üniversitesi’nde hastalar üzerinde kullanılmıştır. İlacın klinik denemelerinden sorumlu olan Dr William Bleckwenn, özellikle şizofreni tedavisi üzerine deneyler yapmaya başladı. 2. Dünya Savaşı sonrası askerlerde görülen travmalar için de kullanılan amobarbital, güçlü yatıştırıcılığıyla birlikte verimi düşürdüğünden kullanımına son verildi.

Amobarbital daha önce yargı sürecinde de kullanılmış; kız arkadaşını boğarak öldüren Andres English-Howard’ın kendi avukatı tarafından mahkeme esnasında verilmiştir. Andres Howard suçunu itiraf etmiş, olayın nasıl gerçekleştiğini teker teker anlatmıştır. Bir sene sonra ise verdiği bu ifade üzerinden ceza almıştır.

Elimizdeki bu kimyasal, GABA kimyasalını taklit etme prensibiyle çalışıyor. Beynimizin kullandığı 100 farklı nörotransmitterden biri olan GABA rahatlatma, sakinleştirme ve en önemlisi beyin aktivitesini yavaşlatma fonksiyonuna sahiptir. Stres ve anksiyeteyi en düşük seviyeye indirebilir. Motor kontrol becerilerimiz, görme, uyuma, kas hareketlerimiz üzerinde etkilidir. Merkezi sinir sisteminin hem içinde hem de dışında geniş bir alanda dağılmış durumdadır. İşleyişinde oluşabilecek bir bozukluğa bağlı bir çok hastalık görülebilir [otizm, bipolar bozukluk, depresyon, şizofreni, epilepsi, menenjit, demans rahatsızlığının bazı türleri (Alzheimer, Lewy vücut hastalığı, frontotemporal demans)]. Bu kimyasalı taklit eden ilaç beyni yavaşlatacağından, yalan söyleme sır saklama gibi işlevler kısıtlanıyor. Dolayısıyla kişinin doğruyu söylemesi bekleniyor. İlacın etkisinde olan kişi, saklamak istediği bilgiyi aktarabileceği gibi, dışarıdan etkiyle zihninde sahte anılar da oluşturabileceği gözlemlenmiştir. Karar verme yetisinde aksaklık, kafa karışıklığı iyi düşünememeye neden oluyor. Bunun sonucunda da doğruluk kesinliği taşımasa da bol konuşma gözlemlenmiştir. Bu nedenle doğruluk serumu olarak kesin sonuçlar alınamayacağı da kabul edilmiştir.

Henüz her insanın üzerinde uygulayabileceğimiz ve kesin sonuç verebilen bir seruma sahip değiliz, ancak Dr. William Bleckwenn’in ilk adımlarını attığı çalışmalar, gerçeğe ulaşma yolunda birçok bilim insanı için öncü oldu. Toplumda yalana son verme, saklı kalanları ortaya çıkarma isteği var olduğu sürece bu alanda ilerleyişimiz sürecek gibi gözüküyor.

 

Kaynak:

Rümeysa Sezdirmez

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir