Evrimsel Biyolog Yaşlanmanın Gerçekten İyileştirilebilir Ya Da Tedavi Edilebilir Olup Olmadığını Açıklıyor

 Evrimsel Biyolog Yaşlanmanın Gerçekten İyileştirilebilir Ya Da Tedavi Edilebilir Olup Olmadığını Açıklıyor

‘İnsanlar ölümsüz olabilir mi?’ sorusu yüzyıllardır insanlığın merakla yönelttiği ve çözümünü bulmaya çalıştığı sorulardandır. Geçmiş yüzyıllarda bilimsel açıdan cevaplanma ihtimali olmadığı düşünülen ve mistik yollardan cevaplanmaya çalışılan bu soruya, günümüzdeki bilimsel gelişmeler ışığında cevap verilme ihtimali biyologları heyecanlandırdı. Modern çağla birlikte yaşlanma hakkında artık pek çok bilgiye sahibiz ve yaşa bağlı hastalıkların önüne geçebiliyoruz. Evrimsel Biyolog Zacheriah Wylde, elindeki DNA bilgilerini de bir araya getirerek yaşlanma gerçekten iyileştirilebilir mi sorusuna cevap veriyor.

Yaşlanma, zamana bağlı olarak doğurganlığın azalması ve sistemlerin yavaşlamaya başlaması olarak özetlenebilir.  Son yıllar içerisinde koroner kalp hastalıkları, Alzheimer gibi dünyanın önde gelen yaşa bağlı olan hastalıkların tedavisinde ciddi aşamalar katedildi. Bazı araştırmalar tamamen yeni ve özgün bir bakış açısından bakarak bilimin yaşlanmanın etkileriyle nasıl savaşabileceği, nasıl önleyebileceği gibi sorulara cevap vermeye başladı.

Geçen sene, bilim insanları Caenorhabditis elegans (yaşlanma ile ilgili araştırmalar için ortak olarak kullanılan organizma olan nematod kurdu) organizmasının biyokimyasal yollarını manipüle ettiler. Ortaya çıkan genetik olarak değiştirilmiş nematod kurtları, normal yaşam süreleri olan 20 günden tam 5 kat daha uzun süre yaşadılar.

Başka bir araştırmadaysa, hücre içinde kromozomları bozulmadan koruyan telomer uzunluğunun yaşlanmaya etkisi araştırıldı. Yapılan araştırmaya göre, insanlar da dahil olmak üzere pek çok türde telomer kısalmasının hızının yüksekliğinin daha az yaşam süresine sebep olduğu görüldü. Sonuca göre, telomerleri koruyabilirsek yaşam süremizi uzatma hakkında ciddi bir yol alabileceğimiz ortaya atıldı. Fakat, telomer sürekliliğinin karışık olduğu ve aynı zamanda vücudun farklı kısımlarında farklı hızda değişikliğe uğradığı biliniyor.

Yapılan diğer ve önemli olarak görülen diğer araştırmada nikotinamid adenin dinükleotidi (NAD) ilgi konusu oldu. Nikütinamid adenin dinükleotidi; insanlar, hayvanlar, bitkiler, bakteriler ve hatta mayalarda bulunan doğal olarak var olabilen ve enerji metabolizması açısından hayati önem oluşturduğu bilinen bir dinükloeotiddir. Yapılan araştırmada, fareler ve insanlarda yaşlanmaya bağlı olarak NAD’nin azaldığı gözlemlendi. Bu araştırmayla, NAD ve resveratrol bileşiklerinin hücreye enerji sağlayan mitokondri organelinin sürdürülebilirliğini sağlaması ve farelerde yaşlanmayla savaştığı bilgisi elde edildi. Ne yazık ki yapılan bu deneyde insanlar için yeterli deney yapılamadığı için gerekli bilgiye ulaşılamadı.

Evrimsel biyologlar, yaşlanmanın iklim, diyet, genetik gibi pek çok nedenden etkilenen ‘plastik’ bir proses olduğunu biliyorlar. Fakat bazı türlerin neden diğer türlerden daha geç yavaşladığı hala bilmediğimiz konular arasında. Yapılan araştırmalar, pek çok türün yaşlanmadığını ortaya çıkardı. Ölümsüz denizanası olarak bilinen Turritopsis dohrnii’nin, hayatın gençlik aşamasına geri dönerek yaşlanmadan kaçtığı görülüyor. Bu denizanası, herhangi bir açlık, fiziksel hasar ve diğer tepkiler sonucunda halihazırda bulunan hücrelerini daha genç hale getirebiliyor.

Bu türlerin insanlardan yaşlanma açısından daha iyi olmasının sebebini anlamak için epigenetik değişikliklerin incelenmesi gerekiyor. Epigenetik değişiklikler, yavru nesillere hangi genlerin aktif olarak geçtiği veya hangilerinin geçmediğini belirleyen mekanizmalardır. Bir türün evriminde büyük etkisi olduğu bilinen bu değişikliklerin tamamıyla anlamlandırılmasıyla, sadece yaşlanmaya tedavi bulunup bulunulamayacağı değil, belki de insanların en başından neden yaşlanmaya programlandığı bilgisini de elde edebileceğimiz düşünülüyor.

Yaşlanmayla ilgili araştırmalara gelindiğinde, bireylerin ve büyük firmaların uçsuz bucaksız ilgisi asılsız iddiaların bilimden ayrılmasını neredeyse imkansız kılan bir ortam yarattı. Bu belirsiz ortamda önümüze biyo-hackerlar çıkıyor. Biyolojik saldırı (biohacking), geleneksel tıp olmadan performanslarını optimize etmek için beyninizi ve vücudunuzu “hacklemenize” izin veren eylemleri ifade eder. Buna bir örnek olarak alkali suyun, kandaki asit-baz düzeyini stabilize ettiği ve egzersiz sırasında hidrasyonu arttırdığı ortaya koyulan makalelerin yazılmasını finanse eden firmaların alkali su satan firmalar olduğu belirlendi. Ayrıca, yaşlanmayı iyileştirmek için genç bir kişiden alınan kanın yaşlı bir kişiye enjekte edildiği sahte “genç kan transfüzyonları” da vardır. Bu tarz yaklaşımlar, yaşlanmayı geciktirme endüstrisinin çok gerçek ve sömürücü parçalarındandır.

Yaşlanmayla savaşma konsepti uzun süredir insan hayatına dahildir. Ama güç kullanarak insanların yaşama süresini 10 yıl bile arttırmak, zor sosyal gerçeklikler ortaya çıkaracaktır ve bunun bizim için ne anlama geleceği hakkında halihazırda çok az fikrimiz var. Daha uzun süre yaşayacağımızı bilmek bizim motivasyonumuzu düşürür mü? Belli kesimler yaşlanma tedavisini sömürür mü?  Hiç değilse belki de yakın zamanda gençlik çeşmesine dalmayacak olmamız iyi bir şeydir.

 

Kaynak:

Ilgen Cetin

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir