Erwin Schrödinger’in Kedi Paradoksu Düşünce Deneyi

 Erwin Schrödinger’in Kedi Paradoksu Düşünce Deneyi

Schrödinger’in kedi paradoksunun arkasındaki fizik ne? Schödinger’in kedi paradoksunu daha önce duymuş muydunuz? Eğer duymadıysanız şanlısınız ki bu yazımızda sizler için kedi paradoksunu araştırdık.

Aslında gerçekte var olmayan bir deney olmasına, yani varsayımsal bir deney olmasına rağmen Schrödinger üne kavuşmasını aslında hiç gerçekleştiremediği bir deneye borçludur, kedi paradoksu düşünce deneyi. Kedi paradoksu düşünce deneyine geçmeden önce Schrödinger kimdir tanıyalım.

 

Tam ismi Erwin Schrödinger olan bilim insanı, 12 Ağustos 1887’de Viyana Avusturya’da doğmuştur. Viyana Teknik Koleji’nde Kimya Profesörü olan Alexander Bauer’in kızıyla evlenmiştir. Schrödinger sadece bilimsel disiplinlerle değil, eski dilbilgisiyle ve Alman şiirinin güzelliğiyle de ilgilenmiştir. 1906 ‘dan 1910 yılına kadar Viyana Üniversitesi’nde öğrenim görmüştür. 1920’de Max Wien’in asistanı olarak akademik bir pozisyonda görev almıştır. Schrödinger’in en büyük keşfi ise dalga denklemi olmuştur.

1933 yılında Dirac ile birlikte Nobel ödülünü paylaşmış, 1927’de Dublin’de yeni kurulan ileri araştırmalar Enstitüsüne taşınmış ve burada teorik fizik okulu müdürlüğü görevinde yer almıştır. 1955’te emekliliğine kadar Dublin’de kalarak 4 Ocak 1961’de vefat etmiştir.

Erwin Schrödinger kuantum mekaniğinin babalarından birisi olarak bilinir. Fiziğe olan önemli katkılarıyla ünlenmiş, özellikle Schrödinger denklemi sayesinde 1933 yılında Nobel ödülünü kazanmıştır.

Onun kedi paradoksu düşünce deneyi popüler kültürün bir parçası haline gelmesinin yanı sıra, varsayımsal olarak belirtilmesine rağmen o dönemde bilim dünyasında pek çok tartışmayı beraberinde getirmiştir. Peki nedir bu Schrödinger’in kedi paradoksu düşünce deneyi?

Genel bir tanım yapmak gerekirse kuantum teorisi ile ilgili çalışmaları özellikle de Kuantum Süperpozisyonunun hatalı yorumunu -Schrödinger’e göre- açıklamak için Schödinger’in bir kediyle yapmış olduğu düşünce deneyidir. Yukarıda da belirttiğimiz gibi sadece varsayımsal olan bir deneydir.

Kuantum mekaniğin 1920’lerden sonra ivme kazanmaya başlamasıyla dönemin bilim insanları tarafından bu olay ilgi görmeye başlar. Beraberinde de kuantum fizikçileriyle klasik fizikçiler arasında zıtlıklar oluşmaya başlar ve bu fizikçiler çeşitli düşünce deneyleriyle birbirlerine meydan okurlar. Kuantum mekaniğinin fiziksel sistemdeki bir objenin tüm olası durumlarda eş zamanlı olarak var olabileceğini anlatmasıyla Schrödinger bu düşünceye karşı çıkar ve kedi paradoksu düşünce deneyini sunar.

Elimizde bir kedi, tüp içinde radyoaktif madde, geiger sayacı (iyonlaştırıcı radyasyonu ölçen bir çeşit parçacık dedektörü ki radyoaktif bozunma gerçekleştiğinde bu sayede tespit edebiliriz), çekiç, çelik bir kutu, içerisinde siyanür bulunan bir tüp daha ve iki olasılık: Kedi ya ölecek ya da yaşayacak.

 

 

Deney ise şöyledir: Kedi çelik kutunun içine koyulur. Tüp içinde radyoaktif bozunma gerçekleşirse geiger sayacı bunu tespit eder ve siyanürün salınmasını sağlayacak şekilde çekiç önceden hazırlanmıştır ve bozunma gerçekleştiğinde çekiç zehrin dışarıya salınımını sağlar, %50 ihtimalle kedi ölür. Fakat %50 ihtimalle. Bir saatin sonunda kedinin ölü ya da canlı olup olmadığını anlamamız mümkün değildir. Sadece kutuyu açıp bakarak kedinin durumunu tespit edebiliriz. Yani Schodinger kedinin ya ölü halde ya da canlı halde olacağını savunurken kuantum fizikçileri ise kutu açılmadan önce kedinin aynı anda hem ölü hem de canlı olduğu bir durumda olabileceğini savunmuşlardır ve bu durum Süperpozisyon olarak bilinir.

Süperpozisyon; tüm olasılıkların gerçek olduğu bir andır. Temelde Schrödinger’de kuantum fizikçilerinin savunduğu bu olasılığın anlamsızlığını kedi deneyiyle anlatmaya çalışmıştır.

Peki sonunda kim haklı çıktı? Hangi varsayım doğruydu? Şöyle ki; Schördinger haksız çıktı ve süperpozisyonun varlığıyla, kuantum parçacıklarının aynı anda birden fazla durumda olabileceği görüldü. Erwin Schrödinger bu varsayımsal deneyinde ne kadar haksız çıkmış olsa da fizik dünyasındaki yerini sağlamlaştırmasına olanak sağladı ve kuantum fiziğine de bu sayede pek çok katkıda bulundu.

 

Kaynak:

Burçin DOĞAN

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir