Bugün Gereken Önemi Vermezsek, Yarın Felaketimizin Temeli Olabilir

 Bugün Gereken Önemi Vermezsek, Yarın Felaketimizin Temeli Olabilir

Geçmişten günümüze kurulan tüm düzenler toprağın verimli olmasına göre kurulmuştur. Toprak insanlığa ne kadar ılımlı davrandıysa hayat da onun çevresine göre şekil almıştır. Nüfusun artmasıyla beraber yerleşik hayata geçilmesi kaçınılmaz oldu ve toprağın hayatımızdaki önemini yavaş yavaş kavramaya başladık. Yediğimizden giydiğimize kadar neredeyse her şeyin ham maddesini sağlayan toprak sadece çiftçi için değil tüccarından zanaatkarına aklımıza gelebilecek birçok alan için en önemli kaynaktır.

İnsanlığın yerleşik hayata geçtiği dönemdeki toprak ve insan ilişkisini etle tırnağa benzetebiliriz. Her dönem toprağın konu edinildiği birçok hikayeler ortaya çıkmış, şairlere ilham olmuş, dini inançlarda yer verilmiş, mitolojiye yansımış olarak gördüğümüz birçok örneği vardır. Sanayi gelişene kadar her dönemde toprak insanlık için en değerli parça olmuştur.

İnsanlığın temel unsurlarından biri olan toprağın oluşum aşamaları oldukça uzun süren bir süreçtir. İklim, bitki örtüsü ve organizmalar, topoğrafya, ana malzeme ve zaman. Bu koşulları bir araya getiren toprak bilimi araştırmacıları toprağın oluşumunu ve tanımını şöyle açıklıyorlar;

“Toprak, iklim ve canlıların topoğrafik koşullara bağlı olarak zamanla ana materyal üzerinde meydana getirdiği ortak etkilerle meydana gelen birtakım fiziksel, kimyasal ve biyolojik özelliklere sahip, açık, dinamik, üç fazlı, üç boyutlu doğal bir sistem olup yeryüzünün büyük bir kısmını mozaik benzeri bir örtü hâlinde kaplar. Bu tanıma göre toprağı sadece bir arazi parçası gibi düşünmek ve değerlendirmek yetersiz kalır. Tarımsal faaliyetlerde bir üretim ortamı olan toprak, bitkiler için ihtiyaç duyulan besin maddelerinin, suyun depolandığı, makro ve mikro canlıların faaliyet gösterdiği çok yönlü fabrikadır.”

Bu tanımdan yola çıkarak baktığımızda sadece bizlere aitmiş gibi davrandığımız toprağın aslında sadece bize değil, Dünya üzerinde var olan her şeyle bir yaşam ağı kurmuş olduğunu görmekteyiz. Peki bizler bu ağın neresinde, hangi konumdayız?

Toprak ve insan ilişkisinde tarımla başlayan yolculuğumuz günümüze gelene kadar pek çok alana ilham olmuştur. Çanak-çömlek, tuğla yapımı, tuğla mimarisi uygulamalı matematiğe, yerleşik hayata geçilmesiyle toprak anlaşmazlıklarının çıkması sonucu öklitin geometrisine, tarla hesaplamalarında kullanılan ölçek bilgisi gibi örneklerin arttırılabileceği günümüze ışık tutan birçok olayın temelini sağlayan şeyin toprak olduğunu düşündüğümüzde ona vermemiz gereken değerin ne kadar çokken bizim ne kadar düşünmeden hareket ettiğimizi farkına varıyoruz.

Türkiye’nin yüzölçümü 777.971 km2’dir. Tarım yapılabilen toprak arazisi 27.9 milyon hektar olmasına rağmen amaç dışı toprak kullanımından dolayı tarım yapılabilen alan sadece 24 milyon hektardır. Yanlış tarımsal uygulamalar, sanayileşme, plansız ve kontrolsüz yapılaşmalar, turizm alanları gibi gerekçelerle her geçen yıl milyonlarca dekar birinci ve ikinci sınıf tarım arazisi, kullanılabilir toprak azalmaktadır.

Toprağa karışan doğal olmayan maddeler (atıklar, asit yağmurları, yapay gübre ve ilaçlama vb.) toprağın kirlenmesine ve veriminin zamanla azalıp, artık kullanılamayacak hale gelmesine neden olmaktadır.

Dünden bugüne yaşanan çevre kirliliği faktörünü de hesaba kattığımızda yaşadığımız yüzyılda uluslararası çevre politikalarına dahil olan Sürdürülebilir Toprak Yönetimi gibi kavramların doğmasına neden olmaktadır. Sürdürülebilir toprak yönetimi, gerek tarımsal gerekse doğal alanları oluşturan toprakların bugün var olan vasıflarından hiçbir kayıp vermeden gelecekte de kullanılabilmesidir.

Yapılan araştırmalarda çıkan sonuçlara göre insanlığın yanlış kullanımları sonucu kirlenip vasıflarını kaybeden ya da kaybetme ihtimali olan toprakların geri kazandırılabileceğini göstermektedir. Gerekli işlemlerin düzenli bir şekilde yapıldığında olumlu sonuçlar alındığı gözlemlenmektedir. Bu olumlu sonuçlara rağmen genel tabloya baktığımızda topraklarımızın çölleştiğini ve çoğunun belirtilen sebepler gibi nedenlerden geri dönüşü olmayacak şekilde zarar gördüğünü görmekteyiz.

Sahip olduğumuz toprak kaynağını arttıramayacağımıza göre var olanı korumalı, sadece bugünü değil gelecek nesilleri de düşünerek hareket etmeliyiz.

 

Kaynak:

Neslihan Senturk

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir