Bir Kadının Sesi; Remziye Hisar

 Bir Kadının Sesi; Remziye Hisar

Bir kıvılcımın nasıl volkana dönüştüğünün hikayesidir, Remziye Hisar.

Remziye Hisar 1902 yılında babasının görev yaptığı Üsküp’te dünyaya gözlerini açtı. Bir süre sonra ailesiyle Balkan Savaşı sırasında İstanbul’a göç etti. Nazperver Mekteb-i İptidaisi ve Terakki Mektebi ve Emirgan İnas Rüştiyesi’nde eğitimini devam etti. Daha sonrasında İstanbul Darülmualimatı’na (Kız Öğretmen Okulu) yatılı öğrenci olarak kabul edildi. Burada 5 yıl okuduktan sonra Darülfünun’da okumak için açılan hazırlık sınıfını birincilikle tamamladı ve Darülfünun’a Kimya bölümü için kayıt yaptırma hakkına sahip oldu.

Daha çok genç yaşta pozitif bilime yönelip bir bilim insanı olarak adını dünyaya duyurmayı kafasına koyan genç kadının önüne ilk engeli babası koyar; “Bana bak kızım, sen baron kızı değilsin; ben ölünce ne yapacaksın? Evlenmeye mecbursun, taliplerinden birini seç,” diyerek onu üniversiteden alacağını anlatır. Ama onun düşünceleri, kararları, hayattan istediklerinin arasında evlilik yapmak en son şeydi.

İstemediği bir evliliği yapmaktansa, annesinden izin alarak Azerbaycan’da öğretmenlik yapmak üzere birkaç kadın öğrenci ve hocalarıyla birlikte Bakü’ye gitmek için yola çıkar.

Bakü’de kalmalarına karar verilen olayı Remziye Hisar şöyle anlatıyor;

Aradan 20 gün geçmişti ki bir haber geldi. Maarif vekili bizlerden birini ders verirken dinlemek istemiş. Erkek öğretmen okulunda erkek öğrencilere ben ders verecektim. Bu benim ilk hocalığım olacaktı. Yabancıların önündeydim ve başarım memleketimin başarısı olacaktı. O derste Çanakkale Zaferi’ni anlattım. Dersten çıktıktan sonra maarif vekili gelip elimi sıktı, beni tebrik etti. Bakü’de kalmamıza bu ders üzerine karar verildi.

Ancak 1920 yılında Rusya Azerbaycan’ı işgal ettiği için Bakü görevini sürdüremedi.

Burada bir Kız Öğretmen Okulu açılması için yapılan bir toplantıda Dr. Reşit Süreyya Gürsey ile tanışarak aynı yıl içinde Azerbaycan’da evlendi ve İstanbul’a geri döndüler. Bir sene sonra oğlu Feza Gürsey doğdu. Feza daha bir buçuk yaşındayken Remziye Hisar, Adana Kız Öğretmen Okulu’na öğretmen olarak yollandı.

Adana’da açılan okul için şu sözleri kullanıyor;

Adana’ya gittim okul binası son derece bakımsız, harap bir bina. Camları kırık, eşyası, hatta sobası bile yok… Türkçe hocasından başka öğretmen yok. Matematik dersi verecek kimse bulamadıkları için bu dersin öğretmenliğini ben üstlendim. Böylece iki sınıfla tedrisata başladık.

O bu zor günleri yaşarken Dr. Reşit Süreyya Gürsey’in rahatsızlanması üzerine tedavi için Paris’e gitmesi gerekir. Reşit Süreyya Paris’e gittikten sonra yolladığı mektubunda buraya gelirse, burada bilimsel çalışmalara katılabileceğini yazar.

Remziye Hisar, Paris’e cumhuriyetin ilk eğitim desteğini alanlardan biri olarak gider. O dönem başarılı öğrencilere Avrupa üniversitelerinde okuyabilmeleri için burs imkanı sağlanmıştı. Atatürk bu öğrencileri; “Sizi bir kıvılcım olarak gönderiyorum, volkan olup dönünüz!” sözleri ile uğurlamıştı. Bu sırada kızı Deha Gürsey dünyaya geldi.

Remziye Hisar’ın planı kimya okuyup, bir bilim insanı olarak adını duyurabilmekti. İlk önce Fransa’da 2 yıl yüksek matematik okudu. Daha sonra Sorbonne’de kimya dersleri almaya başladı.

 

Sorbonne Dönemi

Sorbonne’da bulunduğu dönemde Marie Curie ve Paul Langevin gibi isimlerden eğitim alma şansı oldu ve kimya lisansını burada tamamladı. Eğitim aldığı süre boyunca kimya dallarında en çok biyokimyaya ilgisi olduğunu fark ederek biyokimya sertifikası aldı.

1929 yılında doktorasına başlayacakken bursu kesildi ve İstanbul’da bulunan Erenköy Kız Lisesi’ne kimya öğretmeni olarak dönmesi istendi. Bursu kesildiği için eğitimine devam edemeyeceğinden istenene uyup İstanbul’a döndü.

İstanbul’da çok uzun süre yetkili makamlarla doktorasını yapmak istediğini belirten yazışmaların üstüne bursunu geri alabildi. Aynı zamanda eşinin ABD’ye gitme kararı verdiğini öğrenince Remziye Hisar eşinden ayrıldı. Oğlu Feza’yı yatılı olarak Galatasaray Lisesi’ne yazdırıp kızı Deha’yı da yanına alarak Paris’e doktorasını yapmaya geri döndü.

Doktora hocası Paul Pascal ile fosfat bileşikleri üzerinde çalıştı. Doktorasının bitmesine üç ay varken tekrar bursu kesildi ve Türkiye’ye geri çağırıldı. Ama pes etmedi. Bursunu son bir kez daha geri alarak üzerinde çalıştığı tezi ve sunumuyla, Özel Mansiyon Ödülü’ne layık görüldü ve “Metafosfat” üzerine yazdığı makaleler dünya çapında yayımlandı.

Ve Remziye Hisar, Sorbonne’dan doktora dereceli mezun olan ilk Türk Kadın oldu.

Daha sonra 1933 kanunuyla tayini çıkması nedeniyle Türkiye’ye döndü ve Darülfünun’un Kimya kürsüsüne atandı. Darülfünun’dan sonra Merkez Hıfzısıhha Enstitüsü’ne geçse de burada da istediği gibi araştırma yapamadı, hocası sürekli onu basit işlerle oyalıyordu. Kendi parasından ayırarak araştırmalar yaparken Eczacılık Mektebi’nde boş kadro olduğunu öğrenerek sınavlarına girdi. 1942’den 1947’ye kadar Toksikoloji ve Analitik Kimya Doçenti olarak bu alanlarda ders verdi. Burada da ona bir sürü zorluk çıkartacak şeylerle karşılaşsa da pes etmedi.

9 Mayıs 1947’de artık ders vermeyeceği fakat araştırmalarını yapmasına izin verdiği Teknik Üniversite’ye geçti. Laboratuvarın durumu çok kötü olsa da dünyanın takdirini kazanacak işlere imzasını atıyordu.

1962 senesinde bir Kimya Fakültesi açılacağını ve Analitik Kimya kürsü başkanlığının ona teklif edildiğini duyduğunda çok şaşırdı. 27 sene sonra profesör oldu ve 1973’e kadar Analitik Kimya Kürsüsü Başkanlığı görevine devam etti.

Remziye Hisar’ın bir kıvılcımdan volkana dönüşme hikayesi 1992 yılının Haziran ayında İstanbul’da son buluyor.

Kadınla­rın sadece öğretmenlik yapabildiği gençlik günlerime dönüp baktığımda ne çok yol aldığımızı daha iyi görüyo­rum. Bir Kadın Sesi’ni tarihin için­den duyabilmek için bu sesi iyi dinle­mek gerekiyor. Belki bu ses, başarıya ulaşmak için hala erkeklerden daha fazla çalışması gereken hemcinslerime yol gösterici olur!

 

 Kaynak:

Neslihan Senturk

İlginizi Çekebilir

Cevap yaz

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir